Yazılar

Herkesin yazdığı, kimsenin okumadığı kitaplar!
Aysel Raife, Eğitim, Yaşam

Herkesin yazdığı, kimsenin okumadığı kitaplar!

Bazı kitaplar okunmaz. Okunmamak için yazılmış kitaplar da vardır. İyi yazmak için şüphesiz hepimizin bildiği gibi, öncelikle iyi okur olmak gerek. Peki iyi okur nasıl olur?
“İyi okur” bir kitabı alırken nelere dikkat eder?
Kitaplarını nereden alır?
Kitabın kapağı okuyucuya neyi ifade eder? Ya da kapak okuyucu için önemli midir?
Arka kapak yazılarını okur mu? Neden?
Kitaplar için reklam gerekli mi? Reklamı olmayan kitabı alır mı iyi bir okuyucu?
Yazarla iletişime geçmek ister mi?
Bunu ben de yazabilirdim mi, yoksa ben bunu yazamazdım hissi uyandıran kitap mı daha çekicidir?
Okuyucu İmza gününde karşılaştığı yazara, beğenmediği kitabıyla ilgili yorum yapar mı?
Şüphesiz ki iyi bir okur, bu saydığımız meziyetlere veya en az birkaç maddesine muhatap olan kişilerdir.
Bir de tabi ki kategorilere ayrılmış kitap listeleri vardır. Kim neyi tercih eder gibi. Ölmeden önce okunması gereken yüz kitap mı dersiniz, kütüphanede olması gereken eserler mi dersiniz?

Diğer yandan, iyi bir okurun özellikle bazı yazarlarla yolunun kesişmesi kaçınılmazdır. Dostoyevski, Kafka gibi (bu liste kişisel eğilimlerimize göre uzayabildiğince uzar gider)…
Ama, genel olarak okuyucuyu hiçbir kategoriye koyamazsınız. Okumaya meftun biri varsa karşınızda, her türden okumayı deneyecektir. Fakat, zaman değerli, okuyucuyu kötü kitaplara maruz bırakmaksa, haksızlık.

Yazma işi ise gerçekten zor ve meşakkatli bir eylemdir. Birikim, araştırma, emek gerektirir. Günümüzde parası olan herkesin yazdığı kitaplar; en çok satanlar arasında listelere girerken, en iyi ve okunması gereken kitaplar raflarda alıcısını bekliyor. Kitabının editörlüğünü yaptığım bir yazarımızla kitabı üzerinde konuşurken bana,
“sade bir dille, konuştuğumuz dille yazıyorum. Herkes okusun okuduğunu anlasın” diyerek samimi bir dille meramını anlatmıştı. Kitap çok iyiydi. Gerçekten de sade bir dille yazılmıştı. Ben ona, “keşke zengin dilimizle yazsanız, sokakta zaten bu dili konuşuyoruz ve çok az kelime biliyoruz. Zengin dilimizi nereden öğreneceğiz
siz değerli yazarlarımız olmasa?” diyerek öneride bulunmuştum.

Aklıma, binlerce kitap okuduğunu söyleyen ve onlarca kitabı olan Bülent Akyürek geldi. Yüz yirmi sekiz sayfalık, içinde yazı olmayan bir kitap bastıran Akyürek şu sözlerle bugünkü yazarlara tepkisini gösteriyor; “Kitabın kapağı var mı? Var. Arka kapağı da var. Yazarın ismi de var. Ama 128 sayfalık bir kitabın içinde hiç yazı yok. Yani sayfalar tamamen boş. İsteyen istediğini yazabilir. İsteyen hiçbir şey yazmadan sayfaları çevirerek düşünebilir. İsteyen uygun bulduğu bir olayı düşünerek bu kitap sayfalarını çevirebilir. İsteyen boş geçen derslerin boş ders kitabı olarak kullanabilir. Bunları tamamen okuyucunun hayal gücüne, yaratma gücüne, düşünce dünyasına bıraktım. Her gün o kadar içi boş kitap çıkıyor, benim kitaplarım da boş çıksa ne olur? Bunu benim yazısı olmayan ama düşündüren, hayal ettiren kitaplarım; yazısı olup düşündürmeyen kitaplara karşı bir tepkim, bir protestom olarak da görebilirsiniz. Bedri Baykam gibi çok usta bir ressam yalnızca çerçeveden ibaret boş bir tabloyu bilmem kaç bin liraya nasıl sattıysa ben de aynısını yapıyorum. Demek ki alıcıları var, talep var…”

Binlerce kitap okumuş birinin bu sözleri söyleyerek haklı tepkisi dikkat çekici. Yazma eylemine girmiş kişilere gelince de, aklıma Yaşar Kemal geliyor. Sıkı bir Stendhal hayranı olan Yaşar Kemal, kitaplarını yazmadan önce Stendhal’ın tüm kitaplarını yeniden okuyarak eserlerini kaleme alıyor. İyi bir yazar, kitabın ön hazırlık
dönemi hariç, sadece yazmaya başlayıp kitabı bitirdiğinde günlük yazma ortalaması yarım ile bir sayfayı geçmez. Düşünün, dünya edebiyatına baş yapıtlar kazandıran yazarlar, günde sadece yarım sayfa ortalama yazı yazıyorlar. Böylesine zor bir eylemden bahsediyoruz. Bugünkü eline kalem alan herkesin yazarak popüler olduğu, ancak bu kitapların ya okunmadığı, okunsa da akılda kalmadığı bir süre sonra ne yazarının ne kitabın adı dahi hatırlanmadığı bir baskı çöplüğüne dönüşeceği aşikardır.

Okuduğumuz kitapları seçerken, daha ince elemeli, sık dokumalıyız. “Boş” bir kitap okuduğumuzda, sadece sıradan bir okuma yapmıyoruz, aynı zamanda zihnimize gereksiz bilgiler dolduruyoruz. Bu gereksiz bilgiler yüzünden, sonraki seçimlerimiz de, yanlış olabiliyor.

Kitap alırken, yazarına, yazarın kim olduğuna, biyografisine, önceki eserlerine, eleştirilere, referans olan kişilere, konusuna, konu anlatımındaki genişliğe, özellikle dilimizin kullanılış şekline dikkat etmeliyiz. Böyle yöntemle seçim yaptığımızda, nakış +nakış işleyerek yazılan kitaplarda, sonsuz güzellikler vardır, kalıcılık vardır. İşte biz
bunlara “eser” diyoruz.

Benzer Yazılar

Psikoterapi Dergisi 2020. Tüm Hakları Saklıdır.
error: İçerik korunmaktadır !